21 Ocak 2011 Cuma

Okur-Yazar Buluşması 3 : Bilge Karasu Gece

Blog okurunun bu buluşmanın notlarından anlamlı çıktılar elde edebilmesi için Gece'nin bazı özelliklerini bilmesi gerekir.
1- Gece romanının belli başlı kahramanları yoktur.
2- Gece romanının belirgin bir mekanı yoktur.
3- Gece romanının zamanı belirsizdir.
4- Gece romanın anlatıcısı birden çoktur; anlatıcılar birbirlerinin sözünü sık sık keser her şeyi karmakarışık ederler.
5- Gece romanının düzenli bir olay örgüsü yoktur.
6- Gece romanı alegoriye, sembole, imgeye açık bir metindir.

 Sayılan özellikleri Gece'yi özel bir roman konumuna ulaştırır. Okur- Yazar Topluluğu üyeleri bu zorlu kitabı beğenmiş midir sorusuna yanıt şöyle verilebilir: "Okuduklarımızın en iyisi bu galiba. Bundan iyisi olamaz. Bu adam deli. Bilge Karasu'nun zekası hayret verici." Bu sözler topluluk üyelerine ait. Anlaşılan o ki onları yıldırmak zor; "Bir kitap iyiyse o okunmalıdır," anlayışı onlarda  çoktan yerşemiş görünüyor.

Şimdi gelelim bu tuhaf kitabı tartışırken, konuşurken ortaya atılan yargılar, kesinlemeler, sanmalar... Göreceksiniz ki bütün bu söylemlerin her biri ayrı bir yataktan doğup ayrı bir denize akıyor. Çünkü Gece böyle bir kitap; okuru yoran ama okurun kendi tasarımında biçimlendirdiği için ilginç bir roman.


İşte söylenenler:

Ulaş: Gecenin işçileri gündüzcüleri öldürüyor.

Ulaş: Sevinç, aslında Bilge Karasu’nun bence kendisidir.

Ulaş: Baskı  rejiminden etkilenmiş.

Didem: Bence rejimden filan etkilenmemiş.

Ulaş: Güneş hareketi, 12 Eylül olabilir mi? Vakayı edebiyata dönüştürmüş.

Tuğba H. : Madem öyle bir düşünce var. Söylesenize baskıyı romanda ne ölçüde, ne zamandan itibaren hissettiniz?

İlke: Başlangıçta ortamın durumundan bahsediyordu. Baskıcı durum hemen  hissedilmeye başlanıyor.

Didem: İlk bölümde baskı olarak görmedim, o durumu görmeye çalıştım. Tepkisizlik vardı sanki her şeye. Son bölümde baskıcıyı hissetim ben.

Aslı: Gecenin işçileri bir şeye dönüştürülmeye çalışılmış. Ama ne neye?

Ulaş: Gecenin işçileri rüyalarda yaşıyor gibiler.

Ulaş; Bir şey anlatmıyor gibi. Kapalı imge kullanıyor.

Aslı: İmge zaten kapalıdır.

Ulaş: Hayır. Kapalı imge diye bir şey var.

Didem: Yazarın yarattığı kahramanlara cevaplar verdim roman boyunca. Kafalarının karışık olması, sonra ne yaptıklarını bilmemek beni deli etti. Kurguyu tamamlama isteğiyle romanı okudum. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu da öyledir ya hani. Sona gelirsin hiç bir şey olmamıştır. Önce kızarsın sonra hoşuna gider.

Tuğba H. :Kitabın 214.sayfası benim için gece manifestosu.

Eren: Kitabın felsefi bir tarafı var.

Aslı: Kurguyu bir düzene oturtmamış.

Tuğba H.:Neden kronoloji konulmamış kitaplar bize ilginç geliyor?

Merve: İnsanları düşünmeye zorladığı için olabilir.

Tuğba H. :Klasik romanlarda ak ve kara vardır. Kuantum fiziğiyle artık bakış açımız değişti ondan olabilir. Ama dünya hala ak ve kara; bunu henüz dünya anlamadı.

Aslı: Bu kitaplar için bir bilgi birikimi gerekir. Yıllar sonra farklı sonuçlar çıkarabiliriz.

İlke: Kitapta yürüyen bir olay yine de var; olay kitaptan sıkılmayı önlüyor.

Tuğba H. :Kitapta bazı yerlerin altını çizmeyi seviyor musunuz?

Grup: Evet

İlke: Altını çizdiğimiz yerler bizi asıl konuya bağlar.

Ulaş: Altını çizmeden kitap okuyamam.

Ömer: Sonsuzla bir şey topla veya çıkart, gene sonsuzdur.

Tuğba H. :Neden dürüstlerin hikâyesi yazılmaz?

Ömer: Her yer gündüz bile olsa eşyaların yaptığı gölgeler geceyi oluşturur.

Eren: Her zaman üzülüyoruz ya da her zaman mutlu oluruz diyemeyiz. Bu insanın duruşuyla ilgilidir.

Merve: Gündüzün içinde gece barınıyor.


Tuğba H. : Gece gündüz kutuplaşması metaforik olarak düşünürseni hoş değil. Belki birlikte olduklarını düşünme gerek. Kutuplaşmalar sırala iktidarı deiştiriyor ama her iktidarda olan karşıtını eziyor. İtidar iyi bir şey değil, eşitlik güzel.  Babanın  çocuğun üzerindeki iktidarı bile kötü. Sevmek lazım hepsi o.

Ulaş:”Korku imparatorluğu yaratmayalım.”diyor Karasu.

Tuğba H. :  İnsanlar kitaplarda hemen hikâyeyi bulup okumak istiyor. Bu yüzden millet deli gibi Bilge Karasu okumuyor. Hikayeyi gizlemiş Bilge Hoca.

Tuğba H. :Güçlü insanlar olun, yönetin. Ama  insanların size boyun eğmesini istemek doğru değildir. Gece işçileri gibi gündüzcüleri dövmeyin.

Tankut:”Kayanın arkasında duranlar gündüzün nasıl olacağını bilemezler.

Ulaş: Çok param olsa üniversite açarım siz de (Tuğba H.) profesör olursunuz.

Tuğba H: Gidişat o yönde! :)
 
Ve topluluk dağıldı. Her zamanki gibi "asıl" söylenenler bizde kaldı.

Sevgiyle kalın...

14 Ocak 2011 Cuma

Sahaf 4 Çıktı. Israrla İsteyiniz.


Genç edebiyatın sıra dışı sesi Sahaf, 4. sayısıyla Dost, Turhan, İmge, Evrensel, Palme, İlhan İlhan kitabevlerindeki raflarda yerini aldı.
Kıdemli ve yeni liseli yazarları ile Sahaf yepyeni öyküler, denemeler, şiirlerle okurlarının karşısına çıkıyor.
Konuk yazarımız Aydın Afacan bizim için bir fotoğraf anlattı. (Aydın Afacan'ın Kül Öykü'de uzun süre yazdığı Fotografi yazılarını hatırlar mısınız? Ne güzel bir yazı dizisiydi Fotografi...)
Ve daha neler neler... Okuyun. Konuşuruz...
Not: Ankara dışındaki dostlarımızı unutmadık. Bize yazışma adresinizi gönderin dergimizi size ulaştıralım :)

12 Ocak 2011 Çarşamba

Sahaf Dergisi Öykü Yarışması

Reha Alemdaroğlu Anadolu Lisesi Kütüphane Kulübü etkinliğidir:

Aslında liselerarası bir yarışma düzenleme düşüncesindeydik. Küçük ölçekli bir girişimle başlamak daha güvenli geldi. Belki daha sonra iyi bir sponsor bulur ve "Sahaf Dergisi Liselerarası Öykü Yarışması"nı düzenleyebiliriz. Düş kurmak gerçeğin ilk adımıdır.
Yarışmaya Reha Alemdaroğlu Anadolu Lisesi öğrencilerinin tümü ve mezunları katılabilir.
Son katılım 25 Şubat 2011.
Öykü içeriğine yarışma katılımcısı karar verir yani konu serbest.
Öyküler A4 kağıdına göre 12 punto, 1,5 satır aralığı, Times New Roman yazı karakteriyle en çok 2 sayfa uzunluğunda yazılmalıdır.
Öyküler 3'er adet çoğaltılmalı ve öykülerin üzerine katılımcı kendi ismini değil seçtiği bir rumuzu ( kaktüs, kırmızı gibi)  yazmalıdır.
Üç öykünün bulunduğu zarfın dışında; katılımcı, kimlik bilgilerini (adı, soyadı, okul numarası, sınıfı) bir sayfaya yazmalı ve bu sayfayı küçük bir zarfın içine koymalıdır.
Tüm zarflar daha büyük bir zarfa konulmalı ve büyük zarfın üzerine yine rumuz yazılmalıdır.

Seçici Kurul

Dr.Tuğba Çelik Özer (Öğretmen)
Muhammet Genç (Öğretmen)
Onur Yılmaz (12-A)

Ödüller:
Birincilik Ödülü: 1 Yıllık Varlık Dergisi Aboneliği, 3 Öykü Kitabı
İkincilik Ödülü: 6 Aylık Kitaplık Dergisi Aboneliği
Üçüncülük Ödülü: 3 Öykü Kitabı
Mansiyon Ödülü: 1 Öykü Kitabı

Not: Ödüller, öğrenciler tarafından belirlenmiştir.

Şimdiden sarılın kalemlere, geç kalmayın. Daha bunun kurguyu çıkarması var, karakterleri, mekanı, zamanı, bakış açısı, anlatıcısı var... Tut ki bitirdin, redaksiyonu var! Kolay gelsin, genç öykü yazarları. Yineleyelim: Sarılın kalemlere...

6 Ocak 2011 Perşembe

Okur- Yazar Buluşması II: Max Frisch HOMO FABER

4 Ocak 2011'de toplanan okur- yazar topluluğu yazgıyı, bilimi, aşkı, sanatı, ön yargıları konuştu. Homo Faber, tüm üyelerden tam not aldı.  İlk buluşmada sessiz kalanlar bu kez konuşkandı; insan okudukça açılıyor.
12 A'nın kitap kurtlarındanAslı ve Didem de vardı buluşmada. Zaman zaman arkalarına dönüp "yeni"lerin de kendileri kadar iyi olup olamayacaklarını kestirmeye çalışıyorlardı. Gelecek güzel günleri düşünürken arkalarıda bıraktıkları hayat sorumluluklaırından  vazgeçmeyenlerden onlar...
İstemihan katıldı aramıza bir de. Şimdillik dinlemede. Çok şeyler anlatacak sonra sonra...
Gelelim buluşmada yaşanan kavrayışların ardından söylenen unutulmaz bazı sözlere:
Kader
Ulaş:Homo Faber'in ironik trajedisi anlatılıyor.Max Frisch romanında kendi yaşamı ile bağlantılar kurmuş.

İlke:Faber anti kaderci olmasına karşın rastlantıya inanıyor.
Ulaş:Toplum için kesin bir şey sunulamaz çünkü insan denilen değişken varlıklardan oluşur toplum.

Tansu: İstatislikler kaderi oluşturur.

Akıl-Duygu

Ulaş:Faber kızı için “bizim çocuğumuz” değil “senin çocuğun” diyor.Bu onun kadınlara nasıl yaklaşılması gerektiğini bilmediğini gösterir.

Didem:Faber kızı ve karısının ona ihtiyacı olmadığını düşünüyor. Bu özgürlük verme açısından güzel; ama iyi bir baba olma açısından pek hoş değil.

İlke: Romanda Faber,  kızı olduğunu bilmediği halde sürekli biçimde Sabeth'e karşı kendi konumunu ölçüyor.
Ulaş:Akıl ve mantık mutlak anlamda doğruluğu ve iyiliği ifade etmezler.Aklı ve mantığı baz aldığımızda bunun iyiliğini belirleyen duygudur.Duygunun devreye girmediği düşünce saf (kuru) bir düşüncedir.

Tuğba Hoca: Bazı durumlarda salt akıl ile hareket edilebilir ancak bu bütün hayata yayılmamalıdır. İdeolojiler, yaşamın her noktasına taşınmaz.... Bir de her ideolojinin bir çöküşü vardır.




Ulaş:Salt akıl ile hareket etmek kölelikten kötüdür yani kölenin en azından duyguları vardır.
X: Kızını yılan sokunca bu yüzden ölenlere bakıp kızının ölmeyeceğini düşünüyor ancak başını vurma olasılığını atlıyor.


Ulaş: Rasyonalizmi reddedemeyiz.

Ayşenur:Biz toplum olarak o kadar da akılcı değiliz. Duygularımızla yaşıyoruz.

Aslı: Toplum olarak duygularla yaşamak bizi bir yandan geriletirken bir yandan da rahatlatır; ruhsal olarak tedavi eder çünkü kötü olaylara "yazgı" diyip geçmemizi sağlar.



Ulaş:Biz şükretmeye alıştırılmışız bunun ile yanılsamalı mutluluk yaratmak bız insanların hoşuna gidiyor.

Tuğba Hoca:Şükür insanı bazen mutlu eder, bazen iyileştirir, bazen de hımbıllaştırır.

Ulaş:Max Frisch burada kaderci olalım demiyor.Yaşamı olasılıklar ile kabul etmeyi öneriyor. İslamlıktaki tevekkül gibi... Yani sen işini doğru yaptığından emin ol, sonrasını Tanrı'ya bırak.

Bilimin Modern Çağdaki Saltanatı
Tuğba Hoca:Her insanın iç disiplini farklıdır, olaylara yaklaşımı da farklıdır.Benim bir olaya bakışım bir ilahiyatçı ya da fizikçiden çok farklı olabilir.

Ulaş: Bilim dünyayı sadece kendi disipliniyle açıklarsa yanılır. Zaten Kuantum fiziğinden beridir bilim bence olasılıkları kabul eder. Bilim akıl bağnazlığına teslim olmamalıdır.

Aslı:İslam felsefesini başlatan adam Farabidir.Farabi bir rasyonalist.Ondan sonra Gazali geliyor o ise sezgileri ile hareket ediyor Gazali'den sonra olan olmuş bie... .Biz ne Tanrı inancına sığına tembeller ne de bilimin sınırlarına kendini teslim eden yetiştirmeliyiz. Biz ortasını bulmalıyız.

Feminizm

Aslı:Max Frisch'in kadınlara bakışını da tartışmalıyız.

Ulaş:Tanrı hep erkek olarak kodlanır

Tuğba Hoca:Bunun sebebi ilahiyatçıların erkek olması olabilir mi? Demir çağından önce toplumu kadınlar yönetiyordu.Demir bulununca kaba kuvvet ihtiyacı erkekleri egemen kıldı. Sonra bu böyle sürüp gitti.

Tankut:Sizin söylediğiniz sistemde erkek daha aptal kadın daha becerikli olacak ancak erkek fiziksel olarak her zaman daha güçlüdür.

Tuğba Hoca: İnsanlar zaten artık kas gücüne ihtiyaç duymuyor.

Tankut: Ben günlük işler dışında kas gücüne ihtiyaç duymuyorum.Kızlarda duymuyor ama ben yaşıtım bir kızdan her türlü daha güçlüyüm.

Tuğba Hoca:Halterci kadınlar da var.

Tuğba Hoca:Türkiye Avrupa'nın en şişman ülkesi ama bundan kırk sene öncesinde daha da şişmandı.Toplumlar giderek fiziksel olarak da değişiyor.Kadınlar da değişiyor.Ama şimdi fiziksel olarak güçlü olmayı amaçları yok. Devir zeka, akıl devri.

Ulaş:Sümer mitolojisinde erkeğin gücü almasıyla başlayan bir dönem var.Doğa zıtların birleşimi ise erkek ile kadın bunun yansımasıdır.Dolayısıyla birinin diğerinin üstüne çıkmaya çalışması bence doğaya aykırı.

Ayşenur:Bir uygarlıkda kadınlar daha iyi ok atmak için bir göğüslerinden birini kesiyordu.

Eren:Erkek her zaman daha güçlüydü.Amazon kabilelerindeki kadınların yaptıkları fiziksel gücü değiştirmez.

Tankut:Bir erkek ezildiğini farkettiği anda fiziksel güç ile olaya el koyar.

Ulaş:  Bazı ülkelerde  erklik ya da namus kavramı yok. Bizde neden olsun?


Kişisel Gelişim Kitapları
İlke:Küşisel gelişm kitaplarını yazanlar sanki kendileri normal de biz anormalmişiz, normalleşmek için o kitapları okumamız gerekir gibi bakıyorlar bize. Tuhaf!

Kitaptaki Gölgemiz

Ayşenur:Ben akılcı biriyim.Faber bana itici geldi.Bende mi öyleyim diye düşündüm.

Tankut:Homo Faber'i neden sevmiyorsunuz ?

İlkem:Bana itici gelmedi ancak neden böyle biri diye düşündüm.

Tankut:Faber yanlış değil ki kızı öldüğünde şok oluyor çünkü yılan sokması istatistiğini tutturamamış bu sadece çok parametreli bir denklemi yanlış hesaplaması.

Ulaş:Romanlar ideolojik kitaplar gibi mutlak biçimlendirme yapmıyor.Doğruyu da yanlışı da gösteriyor.Buradaki sorun zaten matematiği yanlış kurmak.

İrem:Herksin doğruları var ancak ben kendi doğrularım dışındaki birilerini de görebilirim.

Ayşenur:(Tankut'a) Faber sana göre doğru mu ?

Tankut:Ulaş önce sana cevap vereyim matematik her yerde uygulanamaz.Gündelik hayatında gördüğün insanların üçte birini kesinlikle küçümsüyorsundur.Bunu herkes yapar.Bilim nesnel sanat özneldir.İnsanlara nesnel katılman önemli değildir.Öznel katılman önemlidir.Biz bir heykelden büyüleniriz Faber ise bir makineden ya da kusursuz bir dişliden büyülenir.

Ulaş:Uçaktaki Alman'a önce kıl olmasına karşın sonrasında kanka oluyor ama. Adam önyargılı Tankut.

Tankut:Adam sanatçıları sevmemesine rağmen dışlamadı ama.

Tuğba Hoca:Bir zamanlar şiir yazan insanlar matematikçiydi hatırlayın.Bilim ve sanat kardeştir.  Faber sanatı bilimin yanında değersiz görüyor.

Tankut:Sanat bilimden korkutucudur.



Tuğba Hoca: İkinci kitapta ne kadar çok değiştiğinizi, birbirinizden ne kadar farklı düşündüğünüzü görüyorsunuz. Sekiz kitabın sonunda kendinize şaşıracaksınız. Okumak özgünleştiriyor; ama uzlaşmayı asla unutmayın.
 
Son söz önemliymiş...
Ateşli tartışmalarıın yaşandığı bir oturumdu. Katılan herkese teşekkür ederiz.
Yazmanlarımız Eren (üstteki resim) ve İlke'ye  titiz yazmanlık çalışmalarından dolayı teşekkür ederiz.
Sıradaki oturumda  Bilge Karasu'nun Gece romanını konuşacağız.
Sevgiler. İyi okumalar...

31 Aralık 2010 Cuma

Sahaf Yılbaşını Kutluyor.

Konu: Yılbaşı
Görev: Mikro anlatı/öykü yazma
Tarih: 31 Aralık 2010
Günün anlam ve önemi: Yazı aşkı, yılın son gününün öğleden sonrasında okulu asmanın önüne geçebilir.
Aşağıdaki çam ağacı aslında  Sahaf'ın bugünkü mikro anlatılarından biri. Gökhan Yarar tüm yaratıcılığını kullanarak bir çam ağacı görüntüsüne gizlenmiş bir aşk hikayesi yazmış. Ellerine sağlık Gökhan. ( Yazı, resim formatında kayıtlı olduğundan üzerine tıklayarak yaklaştırarak okuyunuz.)

İkinci yazımız Kemal Özdemir'deki Murat Gülsoy etkisini yansıtıyor. Biz okurken çok eğlendik. Kop gel Kemal, biçem arayışında kim tutar seni artık? Buyurun Kemal'in mikro anlatısı:

AYNASIZ
Bir konu vardı aklımda. Çok güzeldi. Yazacaktım, unuttum. Üzülecektim, fırsatım olmadı. Dağda yaşayan, şehirde milyonların onu dinlediğini bilen bir adam kadar gururlu ve mütevazı bir konuydu aslında. Gülmek gibi boş ama ağlamak kadar da yoğun bir metin olacaktı yazsaydım. Yazamadım. Not ettim bir kenara, birazdan üzüleceğim. Artık gün içinde bir kenara not alıp sonra, fırsat bulunca her şeye birden, tek seferde üzülüyorum. Daha avantajlı oluyor. ( Kârlı da yazabilirdim ama yazmayacağım işte. Üzülmeli buna.) Tek tek üzülmek yoruyor adamı yahu. Neyse, ne diyordum? Hah şu üç korner bir penaltı, üç yanlış bir doğru vs var ya. Neden üç? Çok fena yahu. Üç olsaydım çok üzülürdüm. Bir olmaksa gurur verici olurdu. Her şeyden ancak üç tane olacak ki ben geleyim. Behey. Bir olsaydım eğer kesinlikle mütevazı bir bir olmazdım ben. Kenara bir yere yazsam iyi olacak, bir ara üzülmeliyim buna. Neyse, ne diyorum? Hah şu kullandığımız ampuller. Gün ışığı rengi var, mavi, kırmızı, sarı, beyaz var da, ben hiç kara lamba görmedim. Bir lamba olsaydım siyah bir lamba olmak isterdim ben. Buna çok üzülüyorum bu aralar. Hatta öyle ki not defterime dahi yazmıyorum. Üzüleceğim zaman sırada bunun da olduğunu kendiliğinden geliyor aklıma. Neyse, ne diyordum? Hah. Hayatta en çok bir anneannenin ördüğü, siyah renkli bir atkı olmak isterdim. Hem rengim ( kimine göre renk olmasa da o benim favorim!) çok hoş olurdu hem de üç tane başka atkı bir araya gelse dahi bir tane benden etmezdi! ( Çok tekrar ettim ya “bir”leri, bilerek yaptım. Hata değildi. Değiştirmeyeceğim!) Neyse, ne diyordum? Hah. Aynasız bir yazı bu. Eleştiriye açık elbet ama bunun hakkında üzülmenizi yeğlerim. Bakmayın yazılarıma siz. Bazen severler bazen üzülürler. Bense hep üzülürüm. Üzülme saatim geliyor. Kaçırmasam iyi olur birikince çok canım yanıyor. Öptüm.

Bu yıl daha çok okumayı daha çok yazmayı dileyin sevgili Sahaf yazarları! İyi niyetle tutulan dilekler yerine gelirmiş, derler. Bir de eğer uslu çocuklar olursanız belki şirinleri siz de görebilirsiniz. Seviyorum sizi...

24 Aralık 2010 Cuma

Bugün öykü okuduk.

Geçen hafta Gökhan demişti ki:
"Hocam anlık metin bir yere  kadar; ben evde yazı yazmayı özledim. Bize ödev verin."
Hiçbir hoca "Ödev verin," isteğini geri çevirmez. Aksini yapmak, hocalığın doğasına aykırı.
Bu hafta bir sayfalık bir öykü yazma görevi vardı anlaşılacağı üzere.
Güzel, güzel... Umut verici metinler vardı. Ciddiyim...
Bir taraftan da aşılması gereken çokça sorun da var:
1- Bazı, beki, sanki gibi sözü hafifleten belirsizlik ifadelerine yer vermemek gerekir.
2- Pat diye bitmez metinler, bitmemelidir. Bağlantıları sağlam, akıcı kurmalıyız.
3- Gereksiz ayrıntılardan, işlevsiz betimlemelerden uzak durmak lazım.
4- Entellektüel bilgileri kağıda yansıtmak isterken itici olmamak adına onları okura ancak sezdirmeliyiz.
5- Noktalama ve yazım kurallarına her zaman dikkat etmeliyiz. Aman diyelim!
6-Kurguyu canlandıran diyaloglardır ama çok uzatmamalı, kurgu dağılabiliyor...
7- Aynı sözcükleri kullanmak sıkıyor, sevdiğimiz sözcükleri kullanmak için bahaneler yaratmalıyız. Öyküler yeni keşfettiğimiz sözcükleri kullanmak için bulunmaz bir alandır.
 Kıdemli sahaf yazarımız, şairimiz Kardelen yanımızdaydı bugün... Küçücük metninyle yine çok etkiledi bizi... Ne yazsa güzel oluyor.
Ulaş ilginç, cesurca birşeyler denemişti öyküsünde. Ulaş'ın bu beklenmedik sıçrayışı bize Onur'u çağrıştırdı bize. Onur'un (Yılmaz) eski metinlerinden ikisini örnek olsun diye okuduk. Çok güldük, sevimli, neşeli, zekice metinlerdi ikisi de. Sonra Murat Gülsoy'un "Tanrı Beni Görüyor mu" adlı yeni öykü kitabı dillendirildi. Öykü yazmada yeni yollar arayanlara bu yeni kitap önerildi. Kitap Kemal'de şimdi. Kitabı bağrına basıyor "Bu adam aşmış. Çok, çok güzel öyküler bunlar! İnanamıyorum. İnanamıyorum, " ünlemleriyle dolaşıyordu etrafta birkaç gündür.  Bitirsin çabuk değil mi?  Kitabın sırasını bekleyen çok adam var ne de olsa...
Gökhan yine çok eğlenceli bir metin yazmıştı... Uzun  zamandır beni bu kadar güldüren bir metin okumamıştım. İyi geldi...
Ömer'in öyküsü yine tasavvufun, masalın sınırlarını yokluyordu. Ne demeli ki? Oluyor, oluyor.
Yavuz çoğaltılmış metinle gelmediği için "dinleme" sınırlı bir öykü okuması yaptırdı bize. Olmaz. Çıktısız, çoğaltılmış metinsiz gelinmemeli.
Eren erken ayrıldı aramızdan. Tiyatroya gitti. Kızma Eren ama ektin bizi :) Bilet bulma sıkıntısı çeken Ankaralılara yapılacak nispet miydi bu?
Sedat öyküsünde şiirseldi. Yoksa cidden yeni bir şair mi yetiştiriyoruz? Bu isme dikkat o zaman: Sedat Dilmaç.
Kemal seyreltilmiş metin yazacak bir dahakine. Neden mi? Giriftar eyledi bizi. Ama fikir güzeldi.
Bahar, yeni olmasına karşın sağlam bir başlangıç yaptıı.
Erkut dolmuştan 2007 Bordeaux şarabına ışık hızında geçti öyküsünde :) Boşluk büyüktü vesselam. Ama etkileyiciydi bazı tümceler: Kötülük her yerdedir. Sizi bir gün bir yerde yakalar.
Selen, bir sayfada İstanbul'u gezdirdi. Bir sayfada gezilmez ki İstanbul Selen! Bir sayfa'da çok çok İstanbul'un bir semti anlatılır... Olsun İstanbul havası vurdu yüzümüze. O da iyi geldi.
Tankut okuyamadı öyküsünü. Oysa özledim ben onun öykülerini... Gökçe'ye de zaman yetmedi. Okuyamadı. Pek de mutsuz görünmüyordu ama hayta. Zaman kazandı aklınca. Uyanık Gökçe.
 İlkem gayretli. Daha çok okuyacak daha iyi yazacak. Kişisel gelişim kitaplarını bırakıp felsefe okuyacak.
Tansu  "Rüyaymış meğer," gibi tümceler yasak sana. Cısss.
Mert üniversitedeki tiyatro işlerinden olacak ödevi alamamış eli boş geldi. Harun ödevi alamamış eli boş geldi. İsmet bir görünüp bir kayboluyordu, eli boş geldi. Dilara nedenini bilmiyorum, Sahaf'a gelmedi. Şimdi e-postama öyküsü düştü, ödev yapılmış anlaşılan ama gelmeyişi hala muamma.
İşte bu hafta da böylece geçip gitti.
Haftaya yine öykü yazılacak. Bana değil, Gökhan'a kızın. O aklıma girdi. Ben memnundum anlık metinler yazdırmaktan. Neymiş? Hedef ben değilmişim, hedef Gökhan'mış...
Ödevciler. Seviyorum sizi. Yazmaya devam. Ondan da çok okumaya devam.
Not: Sahaf'ın yeni sayısı için kollar sıvandı. Ocak sayısına hazırlıklı olun ey okurlar. Yine şaşırtacağız Ankara'nın edebiyat çevrelerini....

19 Aralık 2010 Pazar

Kütüphaneye Yeni Kitaplar Aldık.

Elimize biraz para geçti diyelim :) Ve RAAL kütüphanesine yeni kitaplar almak için cumartesi günü  alışverişe çıktık . İlhan Berk'ten Süreyya Berfe'ye; Gündüz Vassaf'tan Adorno'ya dünyanın kitabını aldık. Pek bir mutluyuz. Duyurulur.
Fotoğraf "Hesabı tutturmaya çalışıyoruz," adını taşıyor. Ah gitti Behçet Necatigil'in Radyo Oyunları! Bir alışverişimizde de onu alırız Tankut. Sen üzülme. Ömer, özel ciltli olmasa da aldık bak İlahi Komedya'yı... Hepimize hayırlı uğurlu olsun :) Kütüğe bir geçelim kitapları, o zaman gelip ödünç alabilirsiniz ey RAAL gençliği!

Birlikte Diyalog Yazma

Bir mekan adı belirlenir. İki kişi yanyana oturur ve bu mekanda yer alabilecek iki kahraman tasarlar. Herkes bir kahramanı konuşturur. Ortaya ilginç bir diyalaog ve kurgu çıkar.

Mekan: Resim Sergisi

10 Aralık 2010 Cuma

Bora Çekiç'ten Sinema Dersleri


Bugün Sahaf'ta bir konuğumuz vardı. AFSAT'tan sinema eğitmeni ve yönetmen Bora Çekiç. İki saat boyunca Sahaf yazarlarına senaryo yazma dersi verdi. Senaryo yazmanın aşamalarını (fikir, snopsis, threatment, senaryo ve yönetmen senaryosu) anlatan Bora Çekiç, senaryoyazma  türlerini (Geleneksel Fransız ve Amerikan)  ve bu senaryo yazma tiplerinin aralarındaki farkları anlattı. Hızlı ve etkili bir dersti. Bakalım. İlerleyen aylarda RAAL'de İngilizce öğretmenimiz Özlem Darıcı önderliğinde kısa film çekimlerine başlanacak... Senaryo, film çekebilmenin ilk adımıdır. Bu ders, senaryo yazmaya yönelik ilk somut adımı oluşturdu.
Bugün yazı yazmadık ama belki bazılarımızın zihninde senaryo yazma merakını doğurmuş olduk.







Sinema dersi için  Bora Çekiç'e, katkıları için Özlem Darıcı'ya   teşekkürler...

8 Aralık 2010 Çarşamba

I.Okur-Yazar Topluluğu Buluşmasının Notları/ Emile Ajar- Onca Yoksulluk Varken

Blog okurları için Gökçe Bağcı ve Tankut Özkan toplantıda hem konuştu hem yazdı hem fotoğraf çekti. İşte Gökçe Bağcı'nın dilinden ilk buluşmanın notları:




Okur-yazar topluluğumuzun bu yılki ilk kitabı Emile Ajar’ın Onca Yoksulluk Varken romanıydı.
Saat 15.15’te başlayan toplantıda romanın üzerinden birçok konuyu tartıştık.

Ahlak göreceli midir?
Olgunluk nedir ve insan nasıl olgunlaşır?
Önyargılar neden vardır? Onlardan kurtulmanın yolu yok mu?
İnsanın gelişiminde kültür ve yetiştirilişin önemi ne ölçüde etkili?


Toplantı notlarını tutmaya başlamadan önce bizim güzide baykuşlarımızdan Ömer Atmaca, kitaba esaslı bir giriş yaptı. Birçoğumuzun konuya girişi, insanın kendine güvenini tetikleyen bu Ömer Atmaca konuşmasının ardından gerçekleşti.)

Sıra geldi topluluk üyelerinden incilere:

Eren- Bence olgunlaşma kültür etkileşiminden ziyade yaşadıklarımızın sonucudur.



İlke- Bence Momo olgunlaşmaya kendisi karar veriyor.


Burcu- Zaman olgunlaştırır. Bir şeyin olması için zaman gerekir. Mutluluk da olgunlaştırır.
Gökhan- Acı insanları olgunlaştırıyorsa ne yapmalıyız? Kendi çocuklarımıza acı çektirip ailemizi parçalayıp, onun olgunlaşmasını mı sağlayacağız? Olgunlaşmak için acı şart olmamalı.
Sedat- Bence sorumluluk yüklemek de çocuk için bir çeşit acı olarak görülebilir.


Merve- Sorumluluk verirsek olgunlaşma sağlanabilir.
Kağan- Sorumluluk da önemli de tecrübe de önemli.
Gökçe- Olgunluk düşünmekle alakalıdır bence.



Tuğba Hoca- Olgun insan kendine sorumluluk verir.


Erkut- Momo sorumluluklarını kendi kendine yükleniyor.Madam Rosa ya bakmak gibi…Madam Rosa için Momo diğerlerinden daha farklıdır. Bu farklılık nerden kaynaklanır?




(Sanırım bu konuşmadan hemen sonra dalmış olmalıyım ki not almayı bırakmış ve dinlemeye başlamışım)
Kemal- Momo köpeği kendiyle özdeşleştirerek onun mutlu olması için ondan vazgeçiyor.
(Ve yine nerden geldiğini anlayamadığım olgunluk konusu çıkageliyor. Bir cevap verilmeli artık)

Tuğba Hoca- Okumak insanı olgunlaştırır, diyerek artık olgunlaşma konusuna bir nokta koyuyor. Yaşasın! :)

Yeni bir soru sorulmalıydı artık!

Tuğba Hoca- Momo’yu gerçekten tanısaydınız onun için daha çok üzülür müydünüz? Yoksa Momo’nun bir roman kahramanı olması yeter mi onu anlamanız için?

İrem- Ben Momo’yu tanısaydım onun dünyasına bu denli nasıl girebilirdim ki?O bir roman kahramanı olduğu için onu bu denli anlayabiliyorum zaten. Hangimiz hangimizi roman kahramanları kadar açık edebiliyoruz? Ben onu gerçekten tanısam onun hakkında bu kadar çok şey bilemezdim…

Metinler kim tarafından yazılırsa yazılsın metne anlamını veren benim. (Akşit Göktürk’ü andık tabii.)

Nokta konulmasına rağmen hala kapıyı çalan bir olgunluk konusu nedeniyle Tuğba Hocamın şu yorumu geliyor:

Sosyal bilimler tek tip tanımlara yaslanmazlar. Sosyal bilimler rengârenktir. Bu yüzden ahlakı, olgunluğu ya da başka bir kavramı tek bir tanıma indirgeyemeyiz. Rahat olun. Bir yere varmak zorunluluğunuz yok.
Korkmak için bir neden gerekmez. Korkmak için korkarız belki de. (Kemal’den bir kitap alıntısı.)
Kemal-Kitabı bitirdiğimde korkuya karşı ön yargımı kırdım. Artık, bazen gerektiği yerde gerektiği kadar bazense canım ne kadar isterse o kadar korkuyorum.
İlk toplantısında coşmuş bir topluluk olarak, ilk buluşmanın nasıl olduğu konusunda konuştuk.

Günün verdiği yorgunluk ama yeni şeyler öğrenmenin ve düşünmenin verdiği ‘olgunluk’la evlerimize dağıldık

Not: Tuhaf bir şey oldu. Bir an önce okuldan çıkmamız yönünde hiçbir baskıya uğramadık. Güner Dayı’nın sesi çıkmadı. Bu bile başlı başına bir huzurdu…
Not: Yukarıda yazdıklarıımız adı üstünde, yalnızca not. Neler kaçırdığınızı asla bilemeyeceksiniz :) Şşşşşt. :) Her şey de uluorta söylenmez ki!

3 Aralık 2010 Cuma

Anlık Yazılar 1/Çekiç Yöntemi

"Çekiç yöntemi" sözcüklerle ritim yaratmayı kapsar. Örneğin sokak sözcüğünün son hecesini başa alırsınız ve yeni bir sözcük elde edersiniz; yeni sözcüğünüzün son hecesinden yeni bir sözcük yazarsınız ve böylece devam eder. Bir süre sonra sözcük türetmeyi bırakırsınız ve elinizdekilerle bir tümceye ya da tümcelere ulaşmaya çalışırsınız.
Örnek: sokak akar arsız sızlarken içim.

Çekiç yöntemi ne işe yarar? Yanıt çok açık: Sözcükler arası sessel uyum konusunda duyarlık kazanmamızı sağlar. Kurgu metinlerinde konu, kahraman, mekan ve zamanın yanı sıra sözcükler arası sessel uyum da çok önemlidir. Hatta metni biz okurlara okutan bu uyumdur. Aklımıza geldiği gibi yazmak yerine sözcüklerin sessel bakımdan birbirini tamamladığı metinler yazabiliriz.




Bugün seçtiğimiz sözcük MEYDAN dı.
Sokak örneğinde olduğu gibi sözcükler üretildi.
İkinci aşamada, türetilen sözcükler arasından seçim yapıldı ve birkaç sözcük (ad, adıl, belirteç,eylem,önad, edat ya da bağlaç) eklenerek bir tümceye/tümcelere ulaşıldı.
Elde metinlerden bazılarını okumak ister misiniz?




Harun Cüceloğlu


Meydan anıta taptı saflığından

Anıt taptı kalabalığa tuhaflığından.





Kemal Özdemir

Meydanlar Danimarka'da karanlık. Karamsar sarımsaklar saklandı sokaklara. Arsız adam damsız sızıntıdan anında damladı. Yakaladı bütün sarımsakları...


Gözde Baydar

meydanlar anı arar arsız,
ıssız ve seslenir sesizliğine ..



Meydan nazik bir ikram,
onurlu, uzman bir martı artık...











Mert Tarhan

Karanlıkta sisli bir meydan


Ankara'yı andırıyor inceden

Bütün raslantılar toplanmış bir yerde;

Ankara, sen, ıslak bir şehir ve bir başka vakitte..



Yeni şeyler okuyun, yeni şeyler yazın...Haftaya görüşmek üzere...
Sevgiler....
Not: Bu hafta çikolatayı Mert Tarhan kamıştır.



Gökhan Yarar

26 Kasım 2010 Cuma

26 Kasım 2010 Cuma: Bugün Neler Oldu?/ Toplumsal Uzlaşma

Selamlar,

Eğlenceli, üretken, yenilikçi ve sürprizli bir Sahaf cuması yaşadık.

Eğlenceli oluşumuzun nedenini açıklayamayacağım; bunun bir nedeni yok. Biz birlikteyken hep böyleyiz.

Üretkendik:

Eli boş gelen olmadı. (Harun hariç! Bundan sonra böyle; yazanı da yazmayanı da ifşa ediyorum. Yaşasın kötülük.)

"Toplumsal uzlaşma" ana ekseninde yazılan kısa düşünce yazıları okundu, eleştirildi.

Günden arta kalan dersler şunlardı:

1- Yazılarımızda kimseleri incitmemeye özen göstermeliyiz. ( Bir grubu, bir ırkı, bir cinsiyeti vs.)

2- Mutlaka yazıya bir sonuç tümcesi eklemeliyiz.

3- Türkçe sözcükler dururken yabancı sözcükleri kullanmamalıyız.

4- Bir yazıda daldan dala atlamanın da bir kuralı vardır; savruk olmamalıyız.

5- Yazım yanlışlarına asla göz yummamalıyız.

Yenilikçiydik:

Aşağıdaki yeni kararları aldık. (Ömer biraz tereddüt yaşadı ama sonunda o da ikna oldu. Bay Sağlamcı, ne olacak! )

1- Artık ödev yazıları yerine yayımlanabilir ölçekte yazılar kurgulayacağız.

2- Yazıları hazırlıksız olarak cuma günleri birlikte yazacağız. Böylece daha çok yazma tekniği öğreneceğiz.

3- Derginin sayısını artırmayı deneyeceğiz.

Sürprizliydik:

Sahaf'ın kıdemli yazarları ve bir elin parmağı sayıdaki şairlerinden biri (Didem ve Aslı) birden kapıyı tıklatıp içeri girdiler. Bir saat kadar kendi rüzgarlarını estirdiler. Ne güzellerdi yine... Aslında onların uğraması sürpriz değil;onlarla okulda hala birlikteyiz. 12. sınıfta olduklarından dershanelere koşturuyor, bize sürekli biçimde eşlik edemiyor ama yazmaktan, okumaktan hız kesmiyorlar.

Asıl sürprizi Mert Tarhan yaptı... Mert, 2008- 2009 mezunlarımızdan bir Sahaf yazarımızdır. Gazi Üniversitesi Elektrik- Elektronik Mühendisliği öğrencisi. Yeni Sahaf tayfasıyla tanışmaya geldi. Daha da güzel olan, cuma günleri elinden geldiğince bize katılacağını söyledi. İşte böyle. Sahaf ardında bir geçmiş yaratacak kadar olgunlaştı; geçmişle bugünü kaynaştıracak kadar da canlı, içten kaldı. Hoş geldin Mert. Ne iyi ettin de geldin!

Gelgelelim bugünkü yazılara...

13 Kasım 2010 Cumartesi

2010-2011 OKUR- YAZAR TOPLULUĞU OKUMA TAKVİMİ BELİRLENDİ

Beklenen liste sonunda oluşturuldu sevgili Okur- Yazar Topluluğu üyeleri...

2010- 2011 Okur-Yazar Topluluğu Buluşmaları için oluşturulan okuma takvimi aşağıdaki gibidir:

Kitap Adı Yazar Adı Buluşma Tarihi ve Saati

  • 30 Kasım 2010 Salı 15:15 Onca Yoksulluk Varken Emile Ajar
  • 28 Aralık 2010 Salı 15:15 Homo Faber Max Frisch
  • 17 Ocak 2010 Salı 15:15 Gece Bilge Karasu
  • 22 Şubat 2010 Salı 15:15 Minima Moralia Theodor Adorno
  • 29 Mart 2010 Salı 15:15 Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın U.Eco-J. C. Carriere
  • 26 Nisan 2010 Salı 15:15 Uyuyan Adam George Perec
  • 24 Mayıs 2010 Salı 15:15 Sessiz Ev Orhan Pamuk
  • 07 Haziran 2010 Salı 15:15 Aylak Adam Yusuf Atılgan

Olası ertelemeler, öne çekmeler bildirilecektir.

Not1: Okuma takvimi, 12 Kasım 2010 Cuma günü topluluk üyelerine matbu biçimde dağıtılmıştır. Gelen şikayet telefonlarından yola çıkarak söylenebilir ki listede yer alan kitaplar Ankara'daki kitapçılarda aynı gün tüketilmiştir. Esefle bildiririz.
Size önerimiz kitapları internetten satın alın ya da sık aralıklarla kitapçılara uğrayıp listedeki kitapları getirtmeleri doğrultusunda onlara "manevi" baskı uygulayın. ( Delirtin onları! ) Neden mi? Dikkat ederseniz listedeki ilk buluşmaya bugün itibariyle yalnızca 17 gün kaldı.
Yani marifet kitapları okumakta değil önce onları bulmakta. Hadi, size kolay gelsin.
Not2: Bu liste, başka amaçlar için de kullanılabilir. Sevgili blog okurları bu kitapları kafalarına göre bir takvimle okuyabilirler.
Not3: Liste oluşturma sürecine emeği geçen sayın Kopan'a, sayın Türkgeldi'ye, sayın Sökmen'e, sayın Uçan'a ve sayın Özdemir'e teşekkürü bir borç bilirim.

12 Kasım 2010 Cuma

Diyalog Yazma Etkinliği : İki Kişinin Bir Planı Var

12 Kasım 2010 Cuma günü gerçekleşen yazı çalışmalarından en beğenilenini buraya  aktarıyorum. (Yazının sahibi son dakikada çikolatayı kaptı.)

Ve karşınızda....

 GÖKHAN YARAR'IN DİYALOG METNİ

( I )


- Çocuklar,  ben markete kadar gidiyorum. Yaramazlık yapmayın.

- Tamam anne.

- Derya! Kardeşine mukayyet ol. Sakın balkona çıkmayın, düşersiniz…

- Peki, anne.

- Ben yarım saate kadar gelirim. Mert’in yanında dur. Etrafı dağıtmayın.

- Tamam, dağıtmayız anne.

- Kızım bir ocağı kontrol et; ben ayakkabılarımı giydim. Kapatmış mıyım iyice?

- Evet, anne hepsi kapalı.

- Tamam, kızım hadi geleceğim ben.

II

- Abla, annem gitti mi?

- Gitti. Gitti de… Bir dakika… Sen yine bir işler mi karıştırıyorsun?

- Şey... Abla sana bir şey söyleyeceğim.

- Ne yaptın yine?

- Abla, Annem bu sefer beni kesin öldürecek.

- Söylesene Mert, n'aptın?

- Ama anneme söyleme n'olur.

- Tamam söylemem. Hadi anlat.

- Hani annemin en sevdiği beyaz pantolonu vardı ya...

-  N'olmuş ona?

- Balkondan aşağı düştü.

- Ne? Annem onu daha yeni yıkayıp asmıştı. Nasıl düşürdün?

-  Ben ipteki mandalları alacaktım, o pantolonu tutan mandalı almışım.
-...
-  Kızma bana! Şimdi bu olayı nasıl hallederiz sen onu düşün.

- Annem delirecek. Hadi aşağı inelim de alalım pantolonu.

( III )

- Dur! Kapatma kapıyı, anahtarı almadım!

-Geç kaldın, kapandı bile.

- Mert nasıl da dikkatsizsin! Şimdi de kapıda kaldık. Süper.

- Neyse Abla. Önce şu pantolonu alalım.

- Sonra da Ayşe Teyzelere gideriz. Onlarda yedek ev anahtarımız vardı.

-Tamam.

- Mert şu pantolona bak! Bu leke nasıl çıkacak şimdi?

- Ben nereden bileyim? Ama çabuk olalım annem her an gelebilir.

( IV )

- Zile bas! Ayşe teyzenin evde olması lazım.

- Uzanamıyorum sen bas.

- Tut o zaman şu pantolonu.

Ding dong…

( V )

- Derya, Mert! Hoş geldiniz.

- Hoş bulduk Ayşe Teyze

- Çocuklar hani Gülten Hanım yok mu?

- Annem markete gitti. Biz de kapıda kaldık.

- Mert o elindeki şey ne? Aman Tanrım bu leke nasıl çıkar!

-!!??

- Sakin olun çocuklar. Korkmayın ben şimdi bunu Ace otomatla yıkarım eskisinden beyaz olur

- Oooo Ayşe Teyze, süpersin.

- Ayşe Teyze kaç dakikada yıkanır bu pantolon?

- Mertciğim ben hemen kısa programda çalıştırırım, pantolonunuz on dakikada hazır olur.

- Annem gelmeden yetişiriz o zaman.

- Anneme söylemezsin değil mi?

- Peki, söylemem. Bu bizim aramızda küçük bir sır olarak kalsın

- Teşekkürler Ayşe Teyze.

- Bunu da atlattık.

Gökhan Yarar Kimdir?
 Reha Alemdaroğlu Anadolu Lisesi 11. Sınıf ( Fen) öğrencisidir.  Aşağıdaki şahsın ta kendisidir.

11 Kasım 2010 Perşembe

Sahaf Yazarlarının Olağan Cuma Günlerinde, Örneğin Yarın, Neler Olabilir?

 Kapanış töreninden sonra boşalan okul, saat 15.20 sularında yeniden hareketlenmeye  başlar. Bu hareketlenme aşağı yukarı 20 kişinin çıkardığı bir patırtıyla kendini gösterir. Bazı çalışkan sorumluluk sahibi Sahaf yazarları çoktan yazılarını çoğaltmışlardır; onlar derhal kütüphanedeki yerlerini alırlar. Bu sırada ben kendime öğretmenler odasındaki soğumaya yüz tutmuş devasa çay makinesinden bir bardak kahve suyu elde etmeye çalışırım. Kütüphaneye geldiğimde üç beş zevatın eksik olduğunu görürüm. Eksik kişiler beklenmeksizin yazılanların okunmasına başlanılır. Bu beklemeyişin nedeni çok açıktır: Zaman dardır ve saat 17.00'den sonra Güner Dayı /Abi/Amca bizi  okuldan çıkmamız yönünde sürekli uyarır, bazen  onun bu uyarıları bizi deli eder. (Aslında  bazen değil hep deli eder.) Gecikenlerin ortak gecikme nedenleri yazılarını kırtasiyede çoğaltmaya gitmiş olmalarıdır. Bu davranışları hep eleştirilir ama bundan asla vazgeçmeyen sevgili arkadaşlarımız vardır. Alıştık artık, diyelim. Seviyoruz onları.
Katılımcı sayısının yüksek oluşu ve zamanın yetmezliği yazıların evde yazılmasına neden olur. Bu yüzden cuma günleri biz hep yazdıklarımızı okuruz. Yazılar her katılımcının okumasını sağlayacak biçimde dağıtılır. Herkes eline bir kalem alıp yazılar üzerine değerlendirmelerini, eleştirilerini not alır. Yazıların okunmasının ardından işte bu notlar birer birer masaya yatırılır. Yazıcının kendini savunmaya hakkı yoktur; çünkü o yazıyı çoktan yazmıştır ve son noktayı  koymuş kabul edilir.
 Ekim ayından bu yana ne tür yazı sorumlulukları verildi diye düşünürsek şu başlıklar ortaya çıkıyor:
1- "Diş fırçası"na yeni bir bakış açısı getiren  üç paragraflık  bir düşünce yazısı  ya da kısa bir kurgu.
2- İçinde bir alıntı olan (bu alıntının dipnot olarak verildiği)  üç tümcelik bir yazı.
3- Diyalog yazımı:  İki kişinin çok kısa bir zaman içinde bir plan yapma zorunluğu doğmuştur fakat bu kişler pek de iyi anlaşamazlar.
İlk iki hafta ne yapmışız hatırlamıyorum. Demek ki bir yere yazmayınca böyle unutulup gidiyor her şey. Yarın öğrenir, ilk iki hafta yaptıklarımızı da not düşerim.
Yarın ne mi olacak? Bayram tatili filan denilmeksizin Sahaf yazarları yüksek olasılıkla tam kadro kütüphanede olacaklar ve üçüncü başlıkta yer alan diyalog yazılarını okuyacaklar.  Diyalog çalışmaları hep şaşırtıcı ve eğlenceli olur. Bu kez de eminim kahkaha sesleri okulu  inletecektir. En eğlenceli ve şaşırtıcı olanları bloga aktarmayı düşünüyoruz.
Güner Dayı/Abi/Amca'nın ısrarcı tutumuna yenik düşüp okuldan ayrılırken neler olur? Söz koridorlara, merdivenlere uzar. Bahçeye çıkıldığında artık son okunan  kitaplar, dergiler konuşulur. Sessizce evlere dağılınır. Bir sonraki cumaya dek yeni deneyimlere yeni öğrenmelere yelken açılır.
Şimdilik Sahaf'tan bu kadar. Sevgiler...

19 Ekim 2010 Salı

Okur- Yazar Topluluğu Kayıtları Başlamıştır.

Merhabalar,
Yine bir duyuruyla karşınızdayız. Bu duyurunun yerini bulması için  öncelikle okur- yazar topluluğunun ne olduğunu açıklamak gerekir. Bu topluluk için "Sahaf'ın kaynağıdır," diyebiliriz. Dört yıl öncesinde okulumuzda kurulan topluluğun temelde üç amacı vardı:
1- Kütüphane kurmak
2- Okuma grupları (okur- yazar topluluğu buluşmaları) oluşturmak
3- Edebiyat dergisi çıkarmak
Birinci ve üçüncü sırada yer alan amaçlara ulaştık. Okulumuzdaki  öğrenci ve öğretmenlerin kolaylıkla girip çıkabildiği, yeni kitaplarla ve dergilerle kendini sürekli yenileyen güzel bir kütüphanemiz var. Sahaf dergisi ise Aralık sayısına hazırlanıyor, onunla ilgili detayları zaten bu blogda yeterince sizlere aktarıyoruz.
İkinci amacımız olan okuma grupları daha doğrusu "okur-yazar topluluğu buluşmaları" önceki yıllarda düzenli olmayan  aralıklarla gerçekleştirilmişti. Unutulmaz buluşmalarımızdan bazıları Aylak Adam, Oblomov, Cehenneme Övgü üzerine düzenlenmişti.
Bu yıl istiyoruz ki ikinci  amacımız olan "okur-yazar topluluğu buluşmaları"  da bir takvime  ve bir dizgeye bağlansın.
Kontenjanımız 20 kişilik  olacak biçimde İKİ HAFTADA BİR ve AYDA BİR olmak üzere okuma oturumları düzenleyeceğiz.  İki haftada bir öykü ya da şiir; ayda bir kitap okuyup düşüncelerimizi eleştirel biçimde söze dökeceğiz. Birlikte düşünmenin, farklı düşünmenin, yaratıcı düşünmenin, nitelikli düşünmenin ayırdına varacağız. Kitap okumalarımızda mutlaka bir kavramın desteğini alacak yani "kavram odaklı kitap okuma etkinliği" gerçekleştireceğiz.
Kuşkusuz herkesin kendine özgü bir okuma ritmi ve okuma niteliği vardır.  "Eleştirel okuma" okuma eyleminin üst düzeyde işletildiği bir okuma düzeyidir. Eleştirel okur,  okuduğu yapıtı çoklu bakış açılarıyla yeniden üreten kişidir. Okur- yazar topluluğu Reha Alemdaroğlu Anadolu Lisesi öğrencilerinden bir "eleştirel okur" grubu oluşturmak istiyor.
Okur- yazar topluluğuna üye olmak isteyenler 26 Ekim 2010 Çarşamba gününe dek kayıt yaptırabilirler. Bu tarihten sonra kayıt alınmayacaktır.
Not: Kayıt yaptıran öğrencilerle 1 Kasım 2010 Pazartesi günü saat 12.00'de 5. katta okul kütüphanesinde toplanılacak ve topluluğa katılacak öğrencilere  okuma takvimi dağıtılacaktır.
Kayıt için:
İlgili öğretmen: Tuğba Çelik Özer
İlgili Öğrenciler: Tankut Özkan 11- FEN C / Ömer Atmaca 11 FEN-C

8 Ekim 2010 Cuma

Sahaf Yeni Yazarlarını Buldu...

Evet. İlanda belirtildiği gibi 8 Ekim 2010 başvurular için son gündü. Fotoğrafta gördüğünüz bazı kıdemli Sahaf yazarlarının ( soldan sağa Aslı, Tankut, Ömer, Didem) arasına  kimlerin katılacağı da aşağı yukarı belli oldu. Bugün aslında ikinci haftamızdı. Geçen hafta koşarcasına kayıt yaptıranlarla bir tanışma gerçekleştirilmiş hatta yeni üyelere "düğme" üzerine yazılmış bir kısa yazı yazma sorumluluğu verilmişti. Bugün  yazı sorumluluklarından bir bölümü kütüphanede birlikte okundu, değerlendirildi. Yazıların ancak bir bölümünün okunmasının iki nedeni katılımın çok yüksek  zamanın ise yetmez oluşuydu.  Geçen yılki üye sayımızı üçe katladık desem, ne dersiniz? Bu beklenmedik ilgi mutluluk verici olsa da öncelikli olarak bir yer ardından da zaman sorunumuzun bulunduğu  bir gerçek!  Sahaf sorunları sevmiyor, hemen çözüm istiyor...
Çalışmaya bu yıl epeyce erken başladık. Haftaya ikinci yazı sorumluluklarıyla Sahaf yazarları hızla ama özenle yetişmeye devam edecek, meraklanmayınız.
Sevgili Sahaf yazarları! Dördüncü sayı için madem kolları sıvadık bol bol okuyup bol bol yazmaya devam. Size bu hafta Borges'tan, Oğuz Atay'dan ya da Füreyya'dan söz etmiş miydim? Etmediysem de şimdi söylüyorum. Mesela onlardan devam edebilirsiniz okumalarınıza. Sevgiler...

24 Eylül 2010 Cuma

SAHAF YENİ YAZARLARINI BEKLİYOR

Yaz aylarının rehaveti sona erdi ve nihayet sonbahar geldi. Okul açıldı ve Sahaf'ın yeni sayısının nasıl olacağı konusunda meraklanmalar başladı bile... Hızlı bir giriş yaptık diyelim:  Bugün okul çıkışı  Tankut, Ömer ve ben oturup konuştuk. Sizlere sunmak üzere bir ilan hazırlamaya karar verdik. Hafta sonu hazırlanacak olan ilanlar, pazartesi günü itibariyle okulun tüm katlarına asılacak.
İlanıın başlığı şu :
SAHAF YENİ YAZARLARINI BEKLİYOR.
 Yeni Sahaf yazarları! Sizi tanımıyoruz; ama çok da merak ediyoruz. Sahaf'ın yeni yolculuğuna beraber başlayacağız ve kim bilir bu yolculukta ne hoş deneyimler yaşayacağız.
Sözün kısası her yıl cuma günleri okul çıkışında sürdürdüğümüz "Yazma Atelyesi" başlıyor.
Reha Alemdaroğlu Anadolu Lisesi öğrencileri!
 Bu eşsiz deneyime, sürece ortak olmak; edebiyatın deb-i derya iklimine batıp  çıkmak isterseniz bize ulaşın. 11- FEN C öğrencilerinden Tankut Özkan ve Ömer Atmaca size  destek olmaya ve tüm sorularınıza yanıt vermeye hazır ve nazırlar.
Bize katılmak isterseniz yapmanız gereken çok basit: Özgeçmişinizi yazdığınız metnin sonuna en sevdiğiniz kitapları not edin ve metninizi bize sunarak başvurunuzu yapmış olun.  8 Ekim'e dek zamanınız var.
Not: Özgeçmişlerinizi Tankut'a, Ömer'e ve bana Tuğba Çelik Özer'e verebilirsiniz.
Müstakbel Sahaf yazarlarına en içten sevgiler. Şimdilik hoşça kalınız.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

17 Ağustos Buluşmasından Notlar


17 Ağustos 2010 günü saat 15.00'te Kanguru Kültür Merkezi'nde Sahaf için buluştuk. Aylar önce planlanan buluşmamız heyecan verici, sürprizli, umulanın çok üzerinde bir katılımla ve  oldukça verimli geçti. "Gitmek, taşınmak, yer değiştirmek" izlekleri üzerinde yürüyen ya da bu izlekleri teğet geçen yeni öyküler yazılıp gelinmişti. Öyküler her zamanki gibi "gönüllülük esası"nca sırayla okundu.  

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Yarınki Buluşma Yeri Belli Oldu!!!

Merhabalar,

Sahaf''ın geleceğinin konuşulacağı, Sahaf yazarlarının bu buluşma için yazdıkları "gitmek" odaklı öykülerin okunup değerlendirileceği buluşmamızın yeri belli oldu. Adres şudur:

Kurgu Kültür Merkezi

Konur Sokak 13/5 Kızılay ANKARA

Her şey bir yana  her biri kendi içinde rengarenk ama aynı yolda yürüyebilen ve Sahaf'ı var eden bunca güzel insanın bir araya gelmesi çok güzel! Kurgu Kültür Merkezi'nde buluşmak üzere... Sevgiler.